Heyecanlı bir sabahtı. Uyandım, çantamı fotoğraf makinamı ve bir iki hediyelik eşya aldıktan sonra otobüse atlayıp doğunun bir iline arkadaşımı ziyaret amacıyla yola çıktım. Her şey yolundaydı ve heyecanla gideceğim yere vardığımda yolun kenarında geçen koyun sürüsünün önünde ve arkasında yürüyen iki çocuğu gördüm. İlk bakışta gözlerim koyunlara takılmış fakat daha sonra yıllarca aklımdan çıkmayacak ve yaşantımın her anında yer edinecek o kareye şahit oldum. O küçük insanların, daha hayatın gerçeğiyle tam anlamıyla yüzleşememiş küçük hayallere sahip o çocukların ayağında çarık (ayakkabı) yoktu. Çıplak ayaklarla yürüyen çocuklar...
    Arkadaşım beni almak için yanıma vardığında o minikleri göstererek sadece kendisine soracağım sorunun cevabını merak ediyordum. Nedir bu çocukların hali? Ayakkabı olmadan nasıl yürüyebiliyorlar? Neden dostum diyebildim? Akşam yemeğinden sonra çayımızı yudumlarken gün boyu aklımdan çıkmayan konuyu açtım. Sohbete katılan arkadaşımın babası şu çaresiz cümleleri kollanmaktan geri kalmadı. “Eskiden buralarda hayat zordu oğul, ekmek kıtlığı vardı, yokluk vardı, fakat şimdi her şey yoluna girmiş, hayat kolaylaşmış” diyerek arkasından “Allah hükümetimize zeval vermesin, başımızdan eksik etmesin” sözünü eklemeyi eksik etmedi. Şaşırmıştım ve sert bir edayla ya bugün gördüklerim neydi amca? Çocukların hali neydi öyle? Hangi hükümet sana sahip çıkmış, hangi devlet...  Senin çocuğun okula gidemezken yardım elini sana uzatan kim? Amca tekrar söze girdi “sen eskiyi görmedin ki oğul” diye beni eleştirdi.
    O an anladım ki amca çok eskilerden kalmış. şimdiyse dar dünyasıyla o çocukları eskiye mahkûm ediyor. Ne Aksaray’dan haberi var ne arenadan ne de başka bir şeyden. Kaç çocuk giydirilir, kaç çocuğa eğitim verilir, kaç çocuk okutulurdu. Arkadaşım durumu özetliyordu: “Buralarda ailelerin günlük 1 TL servis parası verip çocukları okula gönderebilecek durumları yok kardeş, çoğu çocuk okuyamaz, neden bilir misin? Çünkü okulda giyecekleri ayakkabıları yok, çünkü yazı yazacakları defterleri yok….” Ya sonra ne olur demek geldi içimden ama kelimeler boğazıma düğümlendi. Arkadaşım devam ediyordu: “Sonra ne olur bilir misin, kızlar evlenerek ömür boyu sevse yada sevmese bir erkeğin himayesinde tüm haklarında feragat ederek yaşarlar. Erkeklerse çoğunluğu ya gurbete gidip çalışır yada dağın yolunu tutarlar. Sen sanır mısın ki hepsi zevkine çıktı, kim dağda yaşamak ister ki, kim adam öldürmek ister dostum”...
     Şimdi sayın Bakanımızın sözünü hatırlatmak isterim size. “Milletvekilleri ay sonunu zor getiriyor”. Kaç bin TL ile? 20 bin TL mi? yoksa daha fazlamı sayın Bakanım… Acıdım şimdi size, hem de o çocuklara acıdığımdan daha fazla acıdım. Niye biliyor musunuz? O çocuğun elinde tutan sen olmadığın için, onun hiç bir geliri olmadığı halde senin on binlerle ay sonunu zor getirdiğin için acıyorum size. Kendiniz saraylarda yaşayıp, halka bu saraylar sizindir derken; Oradaki çocukların okula gitme yerine hayvanlarla aynı mekanı paylaştığını görmediğiniz  için sizlere acıyorum. Sizin çocuklarınız Londra’da, Paris’te, İsviçre’de okuyup para harcarken o çocuğun yiyecek ekmeği olmadığı için acıyorum size.
    Kendimizi okula gidemeyen, çıplak ayakla koyun güden çocuğun yerine koyabilmek…
    Kaçımız onları konuştuk, kaçımız onların sorunlarına, çaresizliklerine çare aradık. Egomuz tavan yapmış bir şekilde güncel bir konu peşinden koştuk, bir ağacı binlerce kez yazmayı eksik etmedik fakat Anadolu’nun kırsal kentlerinde maddiyattan dolayı okula gidemeyen kaç kişiye destek olabildik diye bir soru yöneltsem hangi siyasetçimiz, bürokratımız veya yazarımız bana bir cevap verecek. Çözüm demişken; zaten buna sebep biz değil miyiz…
                                                                                                      
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.